Copyright 2015 - Tüm Hakları saklıdır.

JETGİLLER’DEN BUGÜNE NESNELERİN İNTERNETİ

Jetgiller’den bugüne Nesnelerin İnterneti

Bana göre, dönemsel bağ kurma eksikliğimiz, tarih derslerimizin kurgusunun “tarihin anlatıldığı döneme 

bütünüyle bakmak” yerine “medeniyetlerin tarihini sırasıyla okumamız” üzerine inşa edilmesinden 

kaynaklanır.

Belki de bu sebepten, dijital gelecekle ilgili analizlerimiz de hep “varış noktası” ile ilgili oluyor.

Bu hassasiyetle ilk medeniyetin vardığı yerden, geriye dönük olarak uzun bir kuyruk olacağını hayal edin… 

Bu yolla, dünyadaki tüm medeniyetlerin, dijital dünyanın sunması planlanan refaha bir anda toptan 

ulaşamayacağını hemen kavrayabilirsiniz.

Bu kuyruk meselesine, bugünden bir örnek verelim:

The Wall Street’in 17 Temmuz 2015 Cuma günkü haberine göre, Google Inc.’in hisseleri, beklentilerin 

üzerinde satış gelirine bağlı olarak bir günde, 65 Milyar Dolar artmış. Benzer zamanlarda, CNBC-E’nin 

haberine göre Türkiye’nin en değerli markası olan Akbank’ın toplam değeri ise sadece 2,2 Milyar Dolar.

Bayağı bir fark var!

Benim önerim, kuyruğun tam olarak nasıl bir şekil alacağını anlayabilmek adına kendi dönemsel 

şablonunuzu oluşturmanız (Benim şablonuma, Digital Age / Aralık Sayısı, “Bugünün gelecekle imtihanı: 

Geleceğin kırılma noktaları” başlıklı yazımdan ulaşabilirsiniz).

Böyle bir şablonunuz yok ise son günlerin revaçta (herkes bu kavram ile ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyor) 

“disruptive innovation” (yıkıcı inovasyon) kavramını “sonuç” değil, “sebep” olarak algılayabilirsiniz. 

Sebepleri kaçırırken, son zamanlarda artan “yapay zekâ” konulu Hollywood filmlerine odaklanıp, sebep-

sonuç ilişkisini karıştırabilirsiniz.

En önemlisi, ağların sardığı bu dünyada, sıçramayı oluşturacak “Nesnelerin İnterneti” (Internet of Things 

– IoT) kavramını bir “sonuç” gibi görerek, nelere “sebep” olabileceğini atlayabilirsiniz.

16 Temmuz’da Forbes’ın internet sitesinde IoT kavramı ile ilgili bir makalesi yayımlanan Gartner 

Danışmanlık şirketinden Jim Tully, 2020 yılına gelindiğinde 25 Milyar adet internet üzerinden haberleşen 

cihazın hayatımızda yer alacağından bahsediyor. Tully’nin tespitlerine göre IoT, 2 Trilyon Dolarlık bir 

ticaret oluşturacak. Bu makalenin, giyilebilir teknoloji ürünlerinin lansmanlarının yapıldığı yıla denk 

gelmesi tesadüf değil. 

Ya da TIME dergisinde 6 Temmuz’da Tim Bajarin imzalı, Google ve Apple’ın yeni savaş alanının “Google 

Now” ve “Apple Siri” olacağının gerekçelerini anlatan makalesinin zamanlaması da manidar değil. Her iki 

şirket de, kullanıcılarından topladığı verilerle, yine kullanıcılarının hayatını kolaylaştıracak sonuçlar 

üretmeyi hedefliyor. Bu pazarın ne kadar büyüyeceğini görmek için âlim olmaya gerek yok.

Yalnız, bu makaleleri bugün okumamız, yaşadığımız topraklarda da, dijital dönüşüm için topyekûn bir 

seferberlik içinde olduğumuza işaret değil (Kuyruk meselesini unutmayın!). 

Bir yayını okumanın ve seyretmenin, içeriğine sahip olacağımız demek olmadığını, IoT özelinde, geçmişten 

bir örnekle de anlatayım: 

İlk iki sezonu siyah-beyaz yayınlanan, ilk bölümü 23 Eylül 1962 yılında seyirci ile buluşan, 

çocukluğumuzun çizgi film fabrikası William Hanna ve Joseph Barbera ikilisinin, ütopik ve fütürizm eseri 

Jetsons (nam-ı diğer Jetgiller) ailesinin yaşadıklarını anlatan çizgi film serisinden bahsediyorum.

George Jetgil’in iş yeri ile Skype görüşmesi yaptığı, Jane Jetgil’in Google Now veya Apple Siri kullandığı; 

ailenin, şu anda gayrimenkul projelerinde bir ekstra olarak sunulan “akıllı evlerin” temel bir prototipinde 

yaşadığı, son zamanlarda medyanın yoğun ilgi gösterdiği “yapay zekâya” sahip robot Rozie’nin bütün 

işleri yaptığı, mikro dalga teknolojisinin donmuş yiyecekleri zaman ayarlı bir şekilde pişirdiği ve akıllı kent 

sistemi tarafından yönetilen bir dünyada geçen “Jetgiller”’den  bahsediyorum.

Çok çalışmamız gerek, çok… Çok üretmemiz gerek, çok…

Tarih : 05.01.2016
Görüntülenme : 1 kez görüntülendi


Fotoğraflar